Merhaba,
Bir yıl daha, sayfaları koparılmaktan iyice ensizleşmiş bir takvimle geçmişin dehlizlerine çekiliyor. "Geçen zaman" imgesinin melankolisi... Ya da nedenine pek bakılmaksızın, alışılageldiği şekilde bir homoekonomikus olarak geçen zaman örgüsünde dokunanların muhasebesi...Türlü almanaklarda yerlerini almış sayısız olay, yaşantı, kayıt...Kayd: Ayağa vurulan pranga. Geçmiş bir zamanın bir yıllık bir bölümünü, iyi çağrışımlarla ya da yıllar geçtikçe iyice ağırlaşan bir zincir olarak taşımaya hazırlanış muhasebesi belki de...
Aslında sene sonunu vesile edip, iki kelâm etmek niyetindeyim. Daha şahsi meseleleri dile getirmek için bir yordam aranınca böylesi bulunmaz fırsat. Gelelim sadede...Seneyi Homeros'la kapatacağa benziyorum. Yakın zamanda edindiğim "Homeros Ozanlar Ozanı", Homeros severler için biçilmiş kaftan. Hafif darasına bakılıp yanılabilir insan; oysa antikiteden bugüne gelene kadar, ilgili kavşaklardaki tüm noktalar işaretlenmiş. Vakti zamanında Homeros kitapları hatmetmenin, ondan ezbere pasajlar okuyabilmenin iyi eğitimli olmak için bir şart olduğu meselesi çok hoşuma gitmişti okurken. Şimdilerde okutulan doğa bilimlerine ve sosyal bilimlere ilişkin kitaplar hayatın cangılında, bir başına kaldığımız kaderin boyunduruğunda bize daha faydalı mı oluyor demekten geri duramıyorum.
Çok tanrılı dinlere ait bir kutsal kitap olmadığından, insanın, arzuları, hataları, kararları ve en çok da ona biçilmiş kaderi ile arzı endam eylediği, tanrıların da temaşa edilidiği düşünüldüğünde ozanın kitaplarının o uzun zamanların belleğindeki yeri daha iyi anlaşılır belki de. Aristo tarafından gözden geçirilmiş kopyalarını yanında taşıyormuş Büyük İskender. Fatih, rivayet o ki, İstanbul'u fethiden sonra ya da ilgili yöreye yaptığı bir ziyarette Troyalı'ların öcünü aldığını söylemiş. Kısacası kör ozanın efsaneleri durmamacasına, belki değişerek dönüşerek de olsa kendini var etmeye devam ediyor. Ortaçağ'daki teologların bazılarının kutsal kitap ile Homeros kitaplarını mukayese çabaları da atfedilen önemin bu çağda da devam ettiğinin göstergesi. Ozan'ın hayatı, nerede yaşadığı, kaç yıllarında yaşadığı muamması ile, efsanelerin gerçeklerden boy verip vermediğine dair yapılan araştırmalar, gezmenlerin uzak diyarlardan türlü yollar katederek bizim coğrafyamıza gelip bir hac edası ile bir işaret, bir im aramış olmaları da tüm hikayelerin etkisini katmerliyor. Sonrası bir Schliemann yarması; efsaneler Ulysses ve benzeri kitaplarla yolculuğuna devam ediyor. Homeros'un büyüklüğü diyorum içimden, "yolculuk" imgesinde saklı; işte bu yüzden yolculuğu hiç bitmeyecek. Hayatın çetin bir yolculuk olarak alegorisi...
Enler meselesini bir kenara bırakacak olursak, ki bırakmalıyız bu "en" vesvesesini. En iyi film, en iyi, en kötü, en enli, en ensiz, en...Ensiz bir listeye girişecek olursam, aklımda kalanlar demek en doğrusu. Allen Ginsberg'in "Howl" isimli demir leblebi şiirinden boylanan film, beat kuşağıgillerdenleri ve Ginsberg'i merak edenler için nefes kesici. Bir şiir-film, film-şiir, bir şiirin davasının görüldüğü ironik sahneler uzun zamanlar aklımda kalacağa benzer. Buradan zamanında "Hayalet Köpek" ile kalbimi kazanmış Jarmusch'un "Kontrol Limitleri" ve bu sene İstanbul'a gelen Mulatu Astatke müzikleri ile bezeli "Kırık Çiçekler" yılın aklımda kalanları. Bir de kara mizahla yoğrulmuş, pasif direnişi taçlandıran bir film var unutmadan : "Güneşli Pazartesiler"
Geç kalmış olsam da izlediğim tüm Ferzan Özpetek filmleri, Barricovari, mutluluk arayışında olan "insan"ı anlatma kaygısıyla bu yılın belki de en iç ısıtan filmleri oldu. İtalyan yazar ve sanatçılarda, insanın mutluluk arayışı üzerine...
Pek sergi gezip, pazar eyleyememişsem de, Sakıp Sabancı'daki Sophie Call sergisi boyutlarına ters orantılı bir şekilde içimde yer etti. Kalkedonya'ya (namı diğer Kadıköy, namı diğer "körlerin yeri") uzanarak İstanbul'un kuruluş mitine dokunarak, İstanbul'da kör olmak üzerine, kör olmanın son anlarına ve karanlığa geçiş sürecine odaklanan serginin "Son imge" isimli bölümü, ve İstanbul'da denizi hiç görmeyenlere dair video'ların sergilendiği "Denizi Görmek" isimli bölümle görücüye çıkan sergi, insanların en mahrem yerlerine sokulma dürtüsü çevreninde işler üreten son Sophie Call alametifarikası.
Yine bu sene gezme fırsatı bulduğum, atmosferin gerçekdışılığından çıkıp resimlerin gerçekliğine yapışıp kaldığım "Çarlık Rusya'sından sahneler" sergisi de sayısız tablo ile aklımda yer etti.
Gelelim blog'a...Açıkçası kısır bir sene geçti...Öyküler öksüz kaldılar; çalakalem, zamanın kumpasından sıyrılıp buraya iniş gerçekleştiren birkaç okuma notundan başka bir şey yazamamışım gibi geliyor. Esin perileri başkaları ile münasebet olsa gerek, bana pek uğramadılar. 2011 tükendi, 2012'i Maya'lanmaya başladı bile...
selam,
Merih
Aslında sene sonunu vesile edip, iki kelâm etmek niyetindeyim. Daha şahsi meseleleri dile getirmek için bir yordam aranınca böylesi bulunmaz fırsat. Gelelim sadede...Seneyi Homeros'la kapatacağa benziyorum. Yakın zamanda edindiğim "Homeros Ozanlar Ozanı", Homeros severler için biçilmiş kaftan. Hafif darasına bakılıp yanılabilir insan; oysa antikiteden bugüne gelene kadar, ilgili kavşaklardaki tüm noktalar işaretlenmiş. Vakti zamanında Homeros kitapları hatmetmenin, ondan ezbere pasajlar okuyabilmenin iyi eğitimli olmak için bir şart olduğu meselesi çok hoşuma gitmişti okurken. Şimdilerde okutulan doğa bilimlerine ve sosyal bilimlere ilişkin kitaplar hayatın cangılında, bir başına kaldığımız kaderin boyunduruğunda bize daha faydalı mı oluyor demekten geri duramıyorum.
Çok tanrılı dinlere ait bir kutsal kitap olmadığından, insanın, arzuları, hataları, kararları ve en çok da ona biçilmiş kaderi ile arzı endam eylediği, tanrıların da temaşa edilidiği düşünüldüğünde ozanın kitaplarının o uzun zamanların belleğindeki yeri daha iyi anlaşılır belki de. Aristo tarafından gözden geçirilmiş kopyalarını yanında taşıyormuş Büyük İskender. Fatih, rivayet o ki, İstanbul'u fethiden sonra ya da ilgili yöreye yaptığı bir ziyarette Troyalı'ların öcünü aldığını söylemiş. Kısacası kör ozanın efsaneleri durmamacasına, belki değişerek dönüşerek de olsa kendini var etmeye devam ediyor. Ortaçağ'daki teologların bazılarının kutsal kitap ile Homeros kitaplarını mukayese çabaları da atfedilen önemin bu çağda da devam ettiğinin göstergesi. Ozan'ın hayatı, nerede yaşadığı, kaç yıllarında yaşadığı muamması ile, efsanelerin gerçeklerden boy verip vermediğine dair yapılan araştırmalar, gezmenlerin uzak diyarlardan türlü yollar katederek bizim coğrafyamıza gelip bir hac edası ile bir işaret, bir im aramış olmaları da tüm hikayelerin etkisini katmerliyor. Sonrası bir Schliemann yarması; efsaneler Ulysses ve benzeri kitaplarla yolculuğuna devam ediyor. Homeros'un büyüklüğü diyorum içimden, "yolculuk" imgesinde saklı; işte bu yüzden yolculuğu hiç bitmeyecek. Hayatın çetin bir yolculuk olarak alegorisi...
Enler meselesini bir kenara bırakacak olursak, ki bırakmalıyız bu "en" vesvesesini. En iyi film, en iyi, en kötü, en enli, en ensiz, en...Ensiz bir listeye girişecek olursam, aklımda kalanlar demek en doğrusu. Allen Ginsberg'in "Howl" isimli demir leblebi şiirinden boylanan film, beat kuşağıgillerdenleri ve Ginsberg'i merak edenler için nefes kesici. Bir şiir-film, film-şiir, bir şiirin davasının görüldüğü ironik sahneler uzun zamanlar aklımda kalacağa benzer. Buradan zamanında "Hayalet Köpek" ile kalbimi kazanmış Jarmusch'un "Kontrol Limitleri" ve bu sene İstanbul'a gelen Mulatu Astatke müzikleri ile bezeli "Kırık Çiçekler" yılın aklımda kalanları. Bir de kara mizahla yoğrulmuş, pasif direnişi taçlandıran bir film var unutmadan : "Güneşli Pazartesiler"
Geç kalmış olsam da izlediğim tüm Ferzan Özpetek filmleri, Barricovari, mutluluk arayışında olan "insan"ı anlatma kaygısıyla bu yılın belki de en iç ısıtan filmleri oldu. İtalyan yazar ve sanatçılarda, insanın mutluluk arayışı üzerine...
Yine bu sene gezme fırsatı bulduğum, atmosferin gerçekdışılığından çıkıp resimlerin gerçekliğine yapışıp kaldığım "Çarlık Rusya'sından sahneler" sergisi de sayısız tablo ile aklımda yer etti.Gelelim blog'a...Açıkçası kısır bir sene geçti...Öyküler öksüz kaldılar; çalakalem, zamanın kumpasından sıyrılıp buraya iniş gerçekleştiren birkaç okuma notundan başka bir şey yazamamışım gibi geliyor. Esin perileri başkaları ile münasebet olsa gerek, bana pek uğramadılar. 2011 tükendi, 2012'i Maya'lanmaya başladı bile...
selam,
Merih
2 Yorum:
Merih;
İstanbul'da bir kör olmaya bile rızaya davetledi beni yazınız. Arabistanda'yım oysa:Çöl imgelerinin bütün olanaklarına sızmış bir zihin, çoraklaşmanın en sade alegorisine muhatap bir yürekle kendi tıpırtılarımı sayıyorum: bir-bir-bir. İki yok!
Çok temiz dilli, ama rahatlatmaktan ziyade eksik olmaklığı tarifleyen bir yazı. C.Süreya haklı geldi bir kez daha: Beklemek, gövde gösterisi zamanın.
Kara, kuru Afgan topraklarında epey vakit geçirmiş biri olarak...
beklemek, susuzluk, okra sarısı.
Yorum Gönder