17 Temmuz, 2011

Çentikler 47



Kitabın cildi ve sayfalarıyla bir bütün olarak ele alınıp tartılmasından başka, ilk cümle ile başlayan girişten sona kadar dokunan cümle-anlam ağlarının içine sokulmak ve yazarının çizdiği, betimlediği (kimi yerlerini gölge de bırakmayı tercih ettiği) evreni alımlamaya çalışmanın da bir tartı işi olduğunu yazmıştım bir çok kez. Her kitap; yazarın tekhnesi, üslubu, anlatım biçimi düşünüldüğünde, bunların iletilmesi bağlamında bir direnç uyguluyor okuru içine almakta, terside söylenebilir elbet, her okur, kitabı içine (sindirmek), zihnine almak için içsel bir direnç ile karşılaşıyor. Tanıdık kelimeler, metaforlar, cümleler, duygudaşlıklarla ya da ortak merakın kıskıvrak yakalanacağı, heyecanın körükleneceği olay, kurgu ve kişiler aracılığı harlanıp cisimsiz bir bütüne ulaşıyor bu anlam(a)-ateşi. İki kişinin bir araya gelip söyleşmesi gibi bir nev-i; ilk cümleler ya da dakikalar gözden göze akan bir tinsel elektriğin, her iki kişinin seslerin birbirine alıştırılıp ortaklıktan sıvıştığı ve bunların nihayetinde doğru yönlere doğru gidebilirse, iki kişi arasında koyulmuş, demlenmiş bir sohbetin başlaması için oluşan, her bir ucu bir kişinin gözlerinde, sesinde ve hatta zihninin ucunda sonlanan görünmez bir anlam tünelini içinden, bir zihinden diğerine taşınan, diğerinin derinlerine hitap eden, ona değen bir tinsel bir kıvam. Hani, iki kişinin koyulttuğu bir sohbetten sonra, biri, masadan kalkıp uzun bir süre sonra geri geldiğinde aynı kıvamın yakalanamadığı hissedilir ya bazen; bu ola ki şu görünmez tünelin bir ucu olmadan uzun süre kendini var edemeyip havaya karıştığından olsa gerek...

0 Yorum: