25 Nisan, 2011

Jeux d'eau (Taslak)

"Yalnızken de: Tekbaşına kalan insan, kendi kendisini oyalamak, yalnızlığın onda açtığı ve kapatmadıkça içine düşme korkusunu altedemeyeceği bir kozmik kuyudan uzak durmak için oyunlar üretir"*

Paul Klee merkezi ziyareti dönüşü, Bern'deki meydanda kahve keyfi içi kısa bir mola... Meydanın bir ucunda masaların hemen yanı başında küçük bir grup, üçte bir adam boyu taşlarla satranç oynuyor; meraklı bir kalabalık dikkatle gözlemliyor hamleleri. ("Oyunu Yeşillerin kazandığını duyuruyordu, kemikleşmiş, yüzyıllar öncesi sözlerle. Havuzun bütün fıskiyeleri, büyük bir çağaltıyla sularını fışkırtmaya başladı gökyüzüne doğru ağaçların ötesinde. Yeşiller o yana yürüdü. Morlar bana dönüp bakmadan saraya çekildiler. Kalakaldım")**


Diğer tarafda meydanı serinliğe boğan fıskiyeler açılıp kapanıyor göz açıp kapanıncaya kadar. Fıskiyelerden yayılan serinlik ve esenliğin yumuşak çizgileri ile akşam güneşinin ışınları buluşuyor. Gün gevşiyor, kaslar salınmış, herşey yataya doğru meylediyor. Kahveyi bitirince diğer tarafa doğru adımlıyorum. Çocukların su ile oyunları, bu ıslak oyunlarına karışan ve meydanı neşeye boğan tiz sesleri.
Bir ara yaşı epey ilerlemiş bir kadın geliyor. Fıskiyelerin onu bilinmeyen bir zamanın ya da düşüncenin çağrışımlarına davet eden koreografisini kıpırdamadan uzunca bir süre seyrediyor birbaşına. Ardından küçümen adımlarla uzaklaşıyor. Peşi sıra iki sevgili...Kırmızı yağmurluğuyla genç adam, fıskiyelerden kurulu labirentin arasından ıslanmadan geçebileceğini göstermek ister gibi koşar adım katediyor meydanı; yine de kaçamadan küçük bir sağanağa tutuluyor.
Arada meydandan geçen bir iki bisiklet bu gösteriye katılıyor.


Sonra yine çocuklar; çocuklar aslında meydanın tek hakimi. Onlar, zamanlama oyununu suya dokunmak üzerine kurmuşlar çoktan. Aralardan kaçmak ya da bir gözlemci olarak izlemek için fazlasıyla meraklı ve heyecanlılar. Görüntülerin hepsini bitiştirmeye başlıyorum. İnsanın katettiği yaşam dilimleri üzerine düşünceye dalıyorum uzun bir süre. Çocukluğun oyun/hayat çerçevesinde ıslanmak pahasına, olayın içinde olmak, hatta ıslanmak için ona dokunmak, merakın gerçek bir dokunuşla ödüllendirilmesi, anlamak, kavramak ve hissetmek için dokunmak ve belki de cesaret de düşünüldüğünde pür bir yaşam için herşeyi içinde barındırdığı zamanların büyüsünü düşünüyorum. Yaşamı (oyunu) kavramak için oyunlar içinde tüm bir yaşam bilisine hali hazırda sahip olunan ferah ve geniş zamanlar.
"Her yerde, her zaman oynanmıştır çünkü - antropologlar, etnologlar, arkeologlar ve kültür tarihçileri, oyun türleri ve kuralları hangi değişkenleri gösterirse göstersinler, Tarih'in ve Coğrafya'nın bütün köşelerinde, oynamanın bir anafiil, bir anaeylem olduğuna dikkat çekmişlerdir....Ola ki, bu saptamanın çekirdeğinde gizlenen başka bir saptama vardır: Bütün oyunlar, oyun türleri, temelde tek bir oyunun çeşitlemesine, oynamak fiilinin yaşamak fiiliyle denkleşmeye çalışmasına dayanmaktadır"***
Aslında ne oluyorsa daha sonra oluyor; belki de belli bir yaştan sonra tüm oyun ( tıpkı genç adamın ki gibi) kendi kurduğumuz bir labirentin fıskiyelerinden kaçmaya çalışmakla geçiyor. Aklın hükümranlığı, hayatta kalmayı, engelleri aşmayı, oyunu stratejik bir perspektiften ele alıp, fazlaca zarar görmeyecek bir düzlemde katılımı esas addettiğinden olsa gerek, tüm perspektifler (oyunlar) böyle bir gözlüğün arkasından göz kırpıyor artık bize.
Yaşlılık ise belki de sapılan yanlış yollardan sonra, geçmişteki (ilk gençlik ve çocukluktaki) büyülü zamanların aranması, hatırlanmaya çalışılması üzerine kurulu. Stratejik oyunlardan yorgun düşen zihin belki de basit ama eğlenceli oyunların hatırda bıraktığı hiç bir kazancı (aynı zamanda kaybedeni) olmayan oyunların tazeliğini arıyor.

Güneşin yavaş yavaş batışa geçmesi ile su oyunları sona eriyor.


Bern, 2011

MS


*Enis Batur, Başkalaşımlar
*Bilge Karasu, Göçmüş Kediler Bahçesi
***Enis Batur, Başkalaşımlar

2 Yorum:

Adsız dedi ki...

Durup gözlemlemek bir yerdekileri, aklıma dinlemeye doyamadığım bu şarkıyı getirdi. Elbette yazdıkların bu zincirleme düşüncelerin tetikleyicisi oldu.

Zaz à Montmarte : Les passants - on Dailymotion
www.dailymotion.com


Sevgiler,

Eda

MS dedi ki...

Eda hanım,

Umarım Bolu'da keyfiniz yerindedir.

Bir sokak konseri olması, söylenişindeki esenlik, samimiyetini epey yukarılara taşıyor parçanın, sözler gerçekten enfes.
Ehhh sözleri itibari ile yazıya iyi bir eşlikte söz konusu yani...çağrışımların dehlizleri zamana yol gösteriyor...

selam,

merih