03 Haziran, 2009

Mektup

Haz. 2009
istanbul


Yeni bir güne başlamanın ve o günde yaşamanın uykudan dirilişten sonra hangi dinamiklerle devindiğini, insanı uyanır uyanmaz bir anda avucuna alan, kendini bir anda içinde bulduğu huzursuz, huzurlu, heyecanlı, diri, duru, isteksiz, istekli, kararsız vs gibi ruh hallerinde oluvermenin uyku arasında bilinmez bir yerden fısıldanan bir sufleden mi yoksa artık geride kalan yaşanmış tüm zamanların bir bileşkesinin vücud kimyasını harmanlayıp o gün için dirilene sunduğu bir hal mi olduğu konusu gerçekten bir muamma. Eniyle boyuyla tasarlanabilecek en uzun zaman dilimi gün. Ayları ve yılları ancak bir kedinin karşı çatıdan uçup giden bir kuşa kekeleyerek baktığı alıklıkla tasarlayabiliriz. Günün saatlere bölünmüş uçucu takvimi sabahlardan hız alıyor.

Günün rutin çemberinin içinden çıkabilmek için arda derede zamanların içine kuruluyorum. Deli çarkı (mesai) öncesi bir parka gidip kitap okumak için pek de uygun olmayabilir. Neye göre? Erken kalkmışsam deli çarkında dönmeye başlamadan yirmi dakikalık bir yürüyüşle parka varıyorum. Parkın içinden kendi rotalarına doğru hızla yol alan insanların arasında uygun bir banka kurulup kitabı açıyorum. Bu günlerde telaş ve hızın çağrısı tüm hücrelere ulaşmadan yüksek ağaçların, yeşilin, banka yaslanabilmenin huzuru içinde Frisch'in bay Stiller'i beraber yol alıyoruz. “Ich bin nicht Stiller!” Birazdan iş yerinin boğuntulu havası içine girecek olan "ben" de ben değilim. Gün ışığındaki ve gecedeki "ben" ben değiller. "Sie sind nicht ich" Sonra usul usul vakit geliyor. Kitabın içine dalış ve kelime(lerle)aşkınbiryolculuk yapabilmek için çok kısa bir zaman; olsa olsa kurabiyenin ucundan alınmış bir ısırık, diretmek için küçük bir parça peksimet. Başka bir gün deli çarkına girmek için izlemem gereken rotanın tam tersine doğru adımlıyorum. Sahile inmek epey vakit alıyor. Hız başımı döndürmeden, rutinin karınca yuvasında de(li)liğe düşmeden, ona sıkı bir nanik yapmışım duygusuyla koşuşturan insanlardan usul usul soyutluyorum kendimi. Önümde deniz kokusu ve kelimeaşkınbiryolucuk için tamı tamına yirmibeş dakika olduğu zamanlar oluyor. Açlığım biraz olsun geçiyor. Oysa ne çok zaman var; öğle arası nanikleri de eklendiğinde (kaçılabilecek etrafta bir kaç yer olması bir şans), tırtıkladığım peksimetlerden neredeyse çeyrek öğünlük gıda çıkacak. Bay Stiller ("Duran kişi") gerçekten uzunca bir kaçışın içinde duralıyorsa, belki de durmanın zamanıdır. Julika ile otel odasında bekliyorlar şimdi. Görünmez bir işaret koydum kitaba. Otel odasının kıpırtısız bir fotoğrafını çektim; kayıtlı.
"Çağrışımların doğurgan gebesi." Antonioni'nin Passenger'ında David Locke'un kaçışı pek uzun sürememişti. "Ich bin nicht David" Filmin son karelerini peş peşe geçiriyorum zihin perdesinden. Kameranın, odanın dışına çevrilmiş olması bir yana, izleyenin odadan başka bir yeri izleyemediğini, başka bir yere bakabildiğini kim savlayabilir ki? Başka birinin hayatını sürebilmenin iç gıcıklayan lezzetini hayal etmek bile güç. Kendi hayatını, seçimlerin, çarpışmaların, zorunlulukların (mı demeli) getirdiği yerde daha fazla sürdüremeyen, kesin bir ayrıma gelen birinin iyi bir kaçış rotasına ya da ödünç alınabilecek başka birinin hayatına gereksinimi mi var? Bilmiyorum. Son vermektense başka bir kişikostümle neden yola devam edilmesin ki?

Sökün eden çoğu kısa hikaye tasarılarından ilk cümlede sıkılarak vazgeçmek gibi bir huy edindim. Kayıtlar sayısız ilk cümlelerle dolu. Belki de bu anlaşmazlığı çözmek için kendime uygun bir yerde randevu vermeliyim. "Sie sind nicht ich, Ich habe eine Verabredung mit mich"
Merih Sakarya

foto: Merih Sakarya (Büyükada 2009)

0 yorum yapılmış: