24 Haziran, 2011

Valiz Eskizleri / Bis

...
God's only way of building the rickety structure
of Time, to hold the bags to send on the roads, to carry our
luggage from place to place
looking for a bus to ride us back home to Eternity
where the heart was left and farewell tears began.
...1


I. Bir kocaağızlı olarak Valiz
Yüzyılın son çeyreğinde başladı gidişler. Sayısız neden, sayısız eşya, sayısız varış, geri dönüş, sayısız hikaye. Valiz, her zaman, götürülebilecekler ve geride kalanların derin muhasebesi için açtı büyük ağzını. Sabit bir alt çene, yolculuğu perçinleyen, ona doğru ağır bir şekilde kapanan oynak bir üst çene, etrafını dolanan fermuar ya da çeneleri sımsıkı örten kilitler yolculuğun başlangıcını mühürledi.

Esvab, kitaplar, lüzumlu alet edavatın taşınabilirliği karşısında bakış, koku, dostlar, yaşanmışlıklar ve alışkanlıklar ağında örülmüş sayısız "dair ve ait"liği geride bırakmanın en vurucu imgesi oldu hep valiz. Hadranius'un, Yourcenar ağzından dilegelişinde "alışmak"ın altını çizdiydim, alışkanlıklara saplanmamak için imparatorluğun geniş coğrafyasında yer yurt edinmeden gezindiğini anlatıyordu, bense demiştim hep moiraların ipliğimi göçebeliğin karmakarışık renkleri ile büktüklerinde yollara düştüğümü sandım. Göçebeliğin renkli ama karmakaraşık tadını, Afgan çingenelerin rengârenk parça kumaş ve çaputlarla bezedikleri çadırlarını gördüğüm gün mıhlamıştım. Uygun parçalar el yordamı, yol yordamı, denk getirildikleri değilde denk geldikleri sıra ile dokunmuştu, sıkı hazırlanmış bir puzzle'ın aksine "bütün" parçaları değil, parçalar olur olmaz bir zorunluluktan kurmuşlardı bütünü. Valize sığanlarla devam edilmeliydi yola, ya da valize aslında hiç birşeyin sığmadığı peşinen kabullenilmeliydi.

Soğukkanlı topladım valizi her seferinde, iç çamaşırlarını dibe üstüne pantolon ve kazakları, sonra gömlekleri, sağda solda kalan boşluklara çorap, türlü zerzevat, elde çevrilip hesaplaşılacak birkaç sağlam imge, ıssızlık için tiz bir ıslık, sayılı günlerin çetelesi için ağaç dalı, güneşşiz günler için melek kanadı, birkaç parça kağıt ve kalem, birkaç parça...nokta nokta, gırtlağına kadar doldurdum valizi.

Her seferinde başka odalarda açıldı valiz, eşyanın ve mekanın gizi ile hesaplaşıldı. Bilindik olmayan eşyaların kendini dayatmasına alışmalar kimi günler aldı, bazılarına günler sonra dokunulabilindi, odalardaki kıvrımlara belki "kendi" kokusu sindiğinde bakabildi "öteki", belki günün farklı saatindeki gölgeler içindeki hallerini ya da geceyi bekledi. Her seferinde "öteki"nin topladıkları yine aynı büyük ağızlı valizin ağzından öteki tarafından saçıldı orta yere, taşınabilenler için el yordamı yerler arandı.

Ne olursa olsun her seferinde bir yüktü valiz, oradan oraya sürüklenen ama "sahip olunan şeyler" meselesi ne kadar abartılırsa o kadar ağırlaşan, o kadar bel büken, yolculuğun ve gidişin seyrini o kadar ağırlaştıran bir büyük-ağızlı. Geride bırakılanlarla muhasebenin en canalıcı "ağır"lığı hep buradan beslendi. Valiz her zaman daha fazlasını yutmak istedi.

Sayısız bağlamın içine iniş yapılabilir öte yandan, sayısız nedenle "sürgündekilerin" "yerinden edilmişlerin" “gitmek zorunda kalmışların” açısından bakıldığında geride bırakılmak zorunda kalandan çok içine sığdırılabilmiş olanın kulbundan sımsıkı tutmak kefesinde durur belki de valiz: Kimler mi? İlk hesapta hemen Dante geliyor aklıma -belki valizi ile degil ama çıkını ile-, sonra uzak diyarlara giden romantikler, bir zaman dilimi arıyorsam II. Dünya savaşı sırasındaki cinnetin içinden çıkıp kendini yola vurmuş sayısızı. Valizdeki ağırlığı iyiden iyiye hafifletmiş, yerleşikliğe başkaldırmış, “gitmek”i taçlandırarak kendini göçebeliğe adamış beatnikler elbette: “kötülüklerden arınmışlar”.

Bambaşka bağlamları da olmasına rağmen Ginsberg'in şiiri ile başladım valiz ve gitmek üzerine düşünmeye. Politik bağlamlarını bir yana bırakıp, Greyhound terminalindeki emanetçide konakladım onca valiz içinde. Gecenin ilerleyen saatlerinde,bıraktıklarımdan uzakta, geldiğim bu kuzey ülkesinde, “gitme”nin kulbundan tutup sayfanın orta yerine açtım valizi, eskizlere başladım.

1) (“The Baggage Room at Greyhound”, Allen Ginsberg)

II. Valiz Tozları
Paris havaalanında polisler metroya doğru yol alan kalabalığı durdurdular. Yol yorgunu, kış yorgunu adımlarını istemeye istemeye geriye doğru atan bir kalabalığın ne yapacağını bilemeden kalakaldığı bir sahne...Rengarek valizler... Gidecek tek yön kapatılmış gibi. Polisin el işareti ile, valizlerin ağırlığını yüklenen kalabalık geriye çekildi; daha da geriye doğru gitmeleri istendi, daha da geriye, sonra gişelerden de dışarı çıkıp daha da geriye. Herkesle birlikte beklenildi. Şimdi düşününce, göz açıp kapayıncaya kadar hızla oldu sanki herşey. Bekleyişin ardından uzaktan bir patlama sesi geldi. Metro istasyonundan bir duman bulutu kalkıp yükseldi. Neden sonra, işaretle beraber yeniden yol açılıverdi. Metro istasyonuna geldiğimde ortalıkta kesif bir barut kokusu vardı. Meraklı bakışların çevrildiği yönde ansızın farkettim bir valizin kellesinin vurulduğunu. Çantadan ve içindekilerden geriye pek birşey kalmamıştı. Parçalara ayrılmış renkli kumaşlar ve ıvır zıvır, koyu bir renge bulanmıştı. Barut kokusuna eşlik eden toz ve iplik parçaları havada yüzüyordu. Valizini işi bitirilmişti. Onu, orada bırakıp gideni düşünmeye olur olmaz davet ediyordu. Böylesine koca bir valizin unutulmuş olabileceğine inanıdıramadım kendimi ya da inanmak istemedim. Valizini geride bırakan yabancının yolculuğunun burada böylece mühürlendiğini ve yükünden arınıp yola devam ettiğini kurdum uzun bir süre. Hızlıca karar vermiş olmalıydı diye düşündüm. İlerlemekten ya da dönüş yolundan vazgeçmişti. Geçmişini, eşyalarını, yükünü şuracıkta bırakıp yeni bir yöne doğru adımlamaya karar vermişti. Ertesi gün televizyondaki haberi izledi; dağılmış valizden geriye kalan bir iki parçanın kıpırdattığı unutulmaya yüz tutmuş bir iki anının içinden süzülüverdi. Geriye doğru bakmayacaktı artık...

Fotoğraf: Can T. Oğuz

3 Yorum:

zeynep dedi ki...

"valizin işi bitirilmişti." dolayısıyla "geriye doğru bakmayacaktı artık." bu gelecekten ümidi kesmeye yetmiyor yine de. insan bir kez bile sıradışı rüya görüp bunun her şeyi kurtarabilceğine inanmışsa o valizdekilerin önemi kalmıyordur belki de, biraz ilerlemek gerekir ki başka renkler de görülebilsin. bu parçadan bunu çıkardım.:)

MS dedi ki...

Aslında bu parça birazda, "ilerlemek gerekir"in kurcalanması yönelik kurulmuştu. İlerlemek ve akışın içinde olmak için her zaman geçmişten bugüne biriktirilen eşyaların, kanıksanmış alışkanlıkların, benimsenmiş yasayışın ve ait olunduğu düşünülen bir yerin mi ucundan tutmak gerekir? Öyleyse Max Frisch ve Stiller, öyleyse Antoninoni ve Passanger, öyleyse Luigi Pirandello ve Mattia Pascal?
Başka biri olarak yola devam etmek ya da en azından birikenlerin büyük bir kısmını geride bırakarak yola devam etmek mümkün mü? (Bekleyiniz çentikler...)

selam,

merih

zeynep dedi ki...

size de selamlar.
bana kalırsa mümkün çünkü istesek de istemesek de devam etmeye zorlayan bir şey var, bu o geçmişten gelen alışkanlıklardan kaynaklı. bunlara uzaksa da, mutlaka aynı olan bir şeyler var. onları görmek için de göz sağlıklı olduğuna göre yeni bir gözlük gerekiyor.o gözlük içinse çaba gerekiyor diye düşünüyorum. hatta belki de gerekmiyor. kendisinin de dışında, farkına vararak ya da varmayarak gösterilen her türlü çaba buna yardımcı olabilir diye düşünüyorum. ben de benzer olarak dolayısıyla da alıştığım gözlüğümü bir süre bir kaybettiğimi sandım, ama gözümün farkına vardım. kaybetmek bazen iyidir bu yüzden diye düşünüyorum.